Mustafa Tübcel Yorumluyor;

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın AK Parti’ye geçiş sürecini bir de benden dinleyin.

Bugün size yalnızca bir siyasi parti değişikliğini anlatmayacağım.

Belki de bugüne kadar hiç konuşulmayanları, perde arkasında yaşananları, bu sürecin nasıl başladığını ve hangi insanların nasıl rol oynadığını anlatacağım.

Üstelik anlatacaklarım, 1:5 yıllık süreçte birkaç defa görüşme fırsatı bulduğum başta Cemil Tugay olmak üzere, sürecin en yakın tanıklarıyla sayısız kez yaptığım görüşmelerden edindiğim bilgilere dayanıyor.

Ama önce Cemil Tugay’ı tanımak gerekiyor.

Orta hâlli, Anadolu gelenekleriyle yetişmiş bir ailenin evladı.

Memur ailelerinin yaşadığı ekonomik sıkıntıları bilen, Anadolu irfanıyla büyümüş, tıp fakültesini kazanacak kadar başarılı, idealist bir genç.

Doktor olmuş, insanlara hizmet etmiş.

Atatürk’ün ilkelerini ve Cumhuriyet değerlerini benimseyerek siyasete Cumhuriyet Halk Partisi’nde başlamış.

Önce Karşıyaka Belediye Başkanı seçilmiş.

Nasıl bir belediyede?

Borç batağında, ekonomik sorunlarla boğuşan, personel giderleriyle zorlanan bir belediyede!

Tam beş yıl boyunca bu sorunlarla mücadele etmiş.

Şikâyet etmeden, sesini yükseltmeden, yaşadığı zorlukları sürekli kamuoyunun önüne taşımadan görev süresini tamamlamış.

Ardından Cumhurbaşkanlığı seçimindeki yenilgiden sonra, birçok siyasetçi sessiz kalırken, İzmir’de değişim çağrısını yükselten ilk belediye başkanlarından biri olmuş.

Ve bu siyasi duruş onu İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na taşımış.

İşte dananın kuyruğu tam da burada koptu!

Cemil Tugay’ın hayal ettiği CHP’deki değişimle, değişim hareketinin içerisindeki bazı siyasi aktörlerin beklentileri birbirinden çok farklıydı.

İstanbul’da Ekrem İmamoğlu ve ekibi, CHP Genel Merkezi’nde Özgür Özel ve çevresiyle yaşanan kadro ve yönetim anlaşmazlıkları, İzmir’de yeni bir siyasi gerilimin kapısını araladı.

Tugay, belediyenin yönetimine dışarıdan müdahale edilmesine karşı çıktı.

Hatırlayın!

Seçim sonrasında yaşanan Aykut Erdoğdu meselesini…

İstanbul’dan İzmir’e gelmek isteyen firmalarla ilgili tartışmaları…

Özellikle de İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik soruşturmada adı gündeme gelen reklam şirketleriyle bağlantılı bir firmanın İzmir’e gelişi ve geri dönüşü konusunu…

Burada önemli bir soru var:

Cemil Tugay’ın bu firmaya karşı aldığı tutum, İzmir Büyükşehir Belediyesi’ni ileride yaşanabilecek hukuki ve siyasi tartışmalardan uzak tutan bir karar mıydı?

Bu sorunun cevabı, ilgili şirketin kimliği, belediyeyle ilişkisi ve soruşturma belgeleri üzerinden açıklığa kavuşturulmalı.

Hatırlayın sendika krizlerini, çöp grevlerini…

Ege Belediyeler Birliği seçimlerinde yaşananları…

Ve bütün bu süreçlerde Cemil Tugay’ın nasıl siyasi olarak yalnız kaldığını…

Peki, bütün bunlar yalnızca bir tesadüf müydü?

Cemil Tugay’ın yaşananlara ilişkin değerlendirmelerinden ve sürecin yakın tanıklarından edindiğim bilgilere göre, meselenin arka planında çok daha derin bir siyasi hesaplaşma vardı.

Tugay, CHP Genel Merkezi ve İstanbul merkezli bazı siyasi çevrelerin İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde kadrolaşma ve yönetimde söz sahibi olma taleplerine karşı çıktı.

İzmir’in yönetimi üzerindeki siyasi hâkimiyet mücadelesinde geri adım atmadı.

Ve işte tam bu noktada, siyasi anlaşmazlık yerini çok daha sert bir mücadeleye bıraktı.

Cemil Tugay’ın karşı karşıya kaldığı tabloyu yalnızca parti içi görüş ayrılığıyla açıklamak mümkün mü?

Yoksa Tugay’ın siyasi olarak yalnızlaştırılması, kamuoyu önünde yıpratılması ve itibarının zedelenmesi için bilinçli bir strateji mi izlendi?

Benim görüştüğüm kaynakların anlattığı tablo, bunun tesadüfi bir yalnızlaşma değil, planlı bir siyasi baskı süreci olduğu yönünde.

Ve Cemil Tugay’ın AK Parti’ye uzanan yolculuğundaki en önemli kırılmalardan biri de işte bu süreçti.

Ve zaman içerisinde Tugay, siyasi olarak bilerek isteyerek planlayarak bu çevreler tarafından yalnızlaştırıldı …

Ceza aslında İzmir’e veriliyordu

Cemil Tugay’a değil

Ama gözlerini o kadar karartmışlardı ki bunun farkında bile değillerdi CHP Genel Merkezi başta olmak üzere yöneticiler ve vekiller…

İşte AK Parti’ye uzanan yolculuğun ilk kırılma noktası da burasıydı.

Ama bu süreç son birkaç ayda başlamadı.

Bugün sizlere anlatacağım hikâyenin başlangıcı yaklaşık bir buçuk yıl öncesine dayanıyor.

Ve burada çok önemli bir insan devreye giriyor.

Bir AK Partili…

İsmini şimdilik açıklamayacağım bir kişi.

Cemil Tugay’ı uzun yıllardır tanıyan, onunla güçlü bir dostluk bağı bulunan, zor zamanlarında yanında olan bir isim.

Makam, mevki ya da kişisel çıkar peşinde koşmayan…

İzmir’in sorunlarının çözümü için sorumluluk almaktan çekinmeyen bir insan.

Cemil Tugay’ın yaşadığı siyasi zorlukları yakından görmüş, karşı karşıya kaldığı sorunlara tanıklık etmişti.

Ve bir noktada şu düşünceye vardı:

Bu böyle gitmezdi!

İzmir’in sorunlarının çözümü için yeni bir yol bulunmalıydı.

Siyasi farklılıklar, şehrin geleceğinin önüne geçmemeliydi.

İşte o AK Partili isim, Cemil Tugay’la konuşmaya başladı.

Ve ardından İzmir siyasetinin bir başka önemli ismi devreye girdi.

AK Parti İzmir İl Başkanı Bilal Saygılı!

Edindiğim bilgilere göre, ismini açıklamadığım o AK Partili, Cemil Tugay ile Bilal Saygılı arasındaki diyalog köprüsünün kurulmasında önemli bir rol üstlendi.

İki farklı siyasi dünyayı bir araya getiren iletişimin gelişmesine katkı sağladı.

Bir tarafta CHP’li İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı…

Diğer tarafta AK Parti İzmir İl Başkanı…

Siyasi görüşleri farklıydı.

Ama masada İzmir vardı.

İzmir’in yıllardır çözülemeyen sorunları vardı.

Ankara ile görüşmeler başladı.

Bakanlıklarla temaslar kuruldu.

Bekleyen projeler için çözüm yolları arandı.

Ve iki başkan arasındaki güven her geçen gün güçlendi.

Burada Bilal Saygılı’nın üstlendiği rol ayrıca önem taşıyor.

Çünkü Saygılı, siyasi açıdan hassas olan bu süreçte Ankara ile İzmir arasındaki iletişimin gelişmesinde sorumluluk üstlendi.

Cemil Tugay da İzmir’in sorunlarının çözümü için farklı siyasi çevrelerle birlikte çalışmanın kapısını açık tuttu.

Yaklaşık bir buçuk yıl boyunca bu temaslar sürdü.

Karşılıklı güven gelişti.

Ve zaman içerisinde bu ilişki, siyasi geleceği de etkileyecek bir noktaya ulaştı.

Peki, sonrasında ne oldu?

CHP içerisindeki siyasi anlaşmazlıklar…

Yeni siyasi yapılanmalar…

Cemil Tugay’ın partisinden ayrılarak bağımsız kalması…

Ve ardından Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum ile yapılan görüşme…

Bakan Kurum’un İzmir için birlikte çalışma çağrısı, sürecin en önemli dönüm noktalarından biri oldu.

Sonrasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yapılan görüşme…

Cemil Tugay’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan’la kurduğu iletişim…

Bilal Saygılı’nın Ankara ile yürüttüğü temaslar…

Ve yaklaşık bir buçuk yıl önce başlayan süreç, siyasi bir karara dönüştü.

Cemil Tugay AK Parti’ye geçti.

Ama ben bugün size yalnızca bir rozetin hikâyesini anlatmadım.

O rozetin arkasındaki bir buçuk yılı anlattım.

Yaşanan siyasi kırılmaları…

Zor zamanlarda kurulan dostlukları…

Farklı siyasi görüşlere sahip insanların İzmir’in sorunları için kurduğu diyaloğu…

Ve bütün bu süreçte perde arkasında rol üstlenen, ismini açıklamadığım o AK Partiliyi anlattım.

Elbette bu siyasi değişimin demokratik ve hukuki boyutları tartışılacak.

Eleştiriler de olacak.

Ancak bundan sonra cevaplanması gereken en önemli soru şu:

İzmir, bu yeni siyasi dönemde beklediği hizmetleri alabilecek mi?

Çünkü verilen sözlerin, yapılan görüşmelerin ve kurulan güvenin gerçek karşılığı, İzmir’e yapılacak hizmetlerle ölçülecek.

Ve son olarak…

Bu sürecin yakın tanıklarından dinlediğim hikâyede, ismini açıklamadığım o AK Partilinin emeği özel bir yer tutuyor.

Bir dostluk…

Bir güven ilişkisi…

Ve iki siyasi isim arasında kurulan bir diyalog köprüsü…

Belki adı bugün bilinmiyor.

Belki de hiçbir zaman bilinmeyecek.

Ama bu hikâyenin perde arkasındaki rolü, benim dinlediğim sürecin önemli bir parçası.

Bir nal, bir at kurtarır.

Bir at, bir yiğidi kurtarır.

Bir yiğit, bir vatan kurtarır.

İşte bu sözlerle bitirmek istiyorum.