Mustafa Tübcel Yorumluyor:

Karabağlar’da ortaya saçılan tablo artık “siyasi tartışma” sınırını aşmış durumda. Ortada ya ciddi bir yönetim zaafı var ya da kamuoyuna anlatılmayan çok büyük bir organizasyonel çöküş söz konusu. Çünkü bir belediye hakkında bu kadar farklı başlıkta iddia üst üste geliyorsa, burada artık “algı operasyonu” demek kimseyi ikna etmez.

Seçim dönemine ilişkin para toplama söylentileri, mükerrer fatura iddiaları, kamu sağlığını ilgilendiren havuz krizi, kentsel dönüşüm alanında vatandaşların belli çevrelere yönlendirildiği iddiaları, mahkeme kararıyla kapatılan bir benzin istasyonu… Bu kadar çok tartışmanın merkezinde olan bir yönetim için “her şey rutin” demek, kamu aklıyla alay etmekten başka bir şey değildir.

Bir belediye başkanı, yönettiği kurumun adının sürekli usulsüzlük, baskı, kayırmacılık ve hukuksuzluk iddialarıyla anılmasına engel olamıyorsa, bu başlı başına bir başarısızlıktır. Sürekli savunma yapmak zorunda kalan, her hafta yeni bir krizle gündeme gelen bir yönetim anlayışı, ilçeye istikrar değil kaos üretir.

Daha da vahimi, kamu sağlığıyla ilgili iddiaların gündeme gelmiş olmasıdır. Çocukların etkilendiği olayların dosyalara yansıması, ailelerin savcılığa başvurması gibi konular, “siyasi polemik” denilerek geçiştirilemez. Yerel yönetim önce insan sağlığını ve güvenliğini korumakla yükümlüdür. Bu konuda oluşan en küçük gölge bile ağır bir sorumluluktur.

Kentsel dönüşüm alanında ortaya atılan yönlendirme iddiaları ise kamu gücünün tarafsızlığına gölge düşürmektedir. Eğer vatandaş, belediyeye güvenmek yerine “acaba kim kiminle bağlantılı?” diye düşünmeye başlamışsa, orada ciddi bir etik çöküş vardır. Belediye binasının kapısı herkese eşit mesafede değilse, o makamın meşruiyeti tartışılır hale gelir.

Benzin istasyonu meselesinde yaşanan hukuki süreç de yönetim becerisini sorgulatmaktadır. Planlama hatası mı, mevzuat eksikliği mi, yoksa siyasi inat mı? Sonuçta ortaya çıkan tablo şu: Açılışı büyük söylemlerle yapılan bir tesis, mahkeme ve encümen kararlarıyla kapanma noktasına geliyor. Bu durum vizyon değil, öngörüsüzlüktür.

Bir belediye başkanı için en ağır tablo, kendi partisinin meclis üyeleriyle dahi uyum sorunu yaşaması ve kurum içindeki yönetim tarzının tartışma konusu haline gelmesidir. Bu, sadece siyasi bir mesele değil; kurumsal güvenilirlik sorunudur.

Bugün Karabağlar’da konuşulan şey hizmet değil, krizdir. Proje değil, soruşturmadır. Şeffaflık değil, şüphedir. Eğer bir yönetim sürekli iddialarla anılıyor ve kamuoyunu tatmin eden net, güçlü, belgeli açıklamalar ortaya koyamıyorsa; o koltukta oturmak hukuken mümkün olsa bile, siyaseten ve vicdanen ağır bir yük haline gelir.

Karabağlar’ın ihtiyacı savunma metinleri değil; tartışmasız şeffaflık, net hesap verebilirlik ve kriz üretmeyen bir yönetim anlayışıdır. Aksi halde bu tablo yalnızca bir başkanın değil, tüm ilçenin itibarını zedeler.