Mustafa Tübcel Yorumluyor:

Sayın Başkan,

Artık mesele siyasi polemik değil; mesele yönetim zaafıdır.

Çeşme’nin milyonlarca liralık ihaleleri birer birer ilçe dışındaki firmalara giderken, siz hâlâ “her şey yolunda” diyorsanız ya olan biteni görmüyorsunuz ya da görmek istemiyorsunuz. Her iki ihtimal de bir belediye başkanı için vahimdir.

Çeşme’nin kaynakları Çeşme’ye mi harcanıyor, yoksa belli çevrelere mi aktarılıyor? İlçede bu işleri yapacak insan mı yok? Yerel esnaf mı yetersiz? Çeşmeli girişimci mi ehliyetsiz? Sürekli İstanbul merkezli firmaların karşımıza çıkması artık tesadüf açıklamasıyla geçiştirilemez.

Belediye şirketlerine yapılan atamalar ise ayrı bir sorun. Liyakat diyorsunuz ama atanan isimlerin Çeşme ile bağı yok, sektörel deneyimi tartışmalı. Çeşme’nin geleceğini belirleyecek yatırımlarda yerel akıl yerine dış bağlantılı isimleri tercih etmek, Çeşme’ye güvenmemektir. Kendi ilçenizin insanına güvenmiyorsanız o koltukta neden oturuyorsunuz?

Ekonomik kriz ortamında milyonluk organizasyonlar, yüksek bedelli hizmet alımları ve tartışmalı sözleşmeler kamu vicdanını yaralıyor. Vatandaş altyapı, temizlik, sosyal destek beklerken siz gösterişli harcamalarla gündeme geliyorsunuz. Bu tablo yönetim önceliklerinin yanlış kurulduğunu gösteriyor.

Daha da vahimi, eleştirilere karşı takınılan tavır. “Belediye bizim” anlayışı kamu yönetimi değil, siyasi mülkiyet zihniyetidir. O koltuk size ait değil; Çeşme halkının emanetidir. Emaneti sorgulatacak her adım, siyasi sorumluluk doğurur.

Şunu açık söyleyelim:
Şeffaflık yoksa güven yoktur.
Güven yoksa meşruiyet tartışılır hale gelir.

Çeşme halkı hamaset değil, hesap istiyor.
Ve bu sorular cevapsız kalmayacak.