Meslek Fabrikası dahil üç tane binamızla ilgili bizim hukuki bulmadığımız bir tavırla Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün belediyeye hiçbir bilgi vermeden doğrudan tapu dairesi üzerinden kendi üzerine, yani vakıfların üzerine binalarımızın mülkiyetlerini geçirmesi sonrasında bir hukuki mücadele içerisindeyiz. Ancak başta yürütmeyi durdurma kararları verilmesine rağmen sonradan ne yazık ki hızlıca kaldırıldı bu yürütmeyi durdurma kararları ve bayramdan hemen önce, arefe gününde burada çalışan arkadaşlarımıza bir tebligatta bulunuldu ve 23’üne kadar, yani bugün itibarıyla, binanın boşaltılması istendi.

Bunu kabul edebilmemiz mümkün değil. Yüzde yüz haklı olduğumuza inandığımız bir davanın içerisindeyiz. Meslek Fabrikası ve diğer taşınmazlarımız her yönüyle İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin mülkiyeti olan, hiçbir şekilde başka bir kurumun ya da kişinin mülkiyet hakkı olmayan binalarımız. Bu binalar halka hizmet ettiğimiz binalar. Meslek Fabrikası, insanlarımıza meslek eğitimi verdiğimiz, on binlerce insanın buralarda kurslar alarak meslek sahibi olduğu yapılar, kurumlar. Buralarda bu hizmetler devam ederken ve başka hiçbir tasarrufta bulunmuyorken, yani dün bir milletvekili açıklamalar yapmış, demiş ki burayı işte satacaklardı, vereceklerdi vesaire diye; kesinlikle böyle bir şey yok. Hiçbir zaman gündemimizde olmadı bizim. Sadece insanlarımıza hizmet edelim diye kullandığımız binalar bunlar. Ama zorla elimizden alınmaya çalışılıyor.
Beni ve meclis üyelerimizi İzmir halkı beş yıllığına İzmir’in her türlü hakkına, hukukuna sahip çıkalım ve hizmet edelim diye seçtiler. Böyle bir görevimiz varken “buyurun bu binaları alın” diyemem. Hiçbirimiz diyemiyoruz. Vicdanımızla, aklımızla, devlete olan inancımızla, hukuka olan inancımızla bunu kesinlikle doğru bulmuyoruz. O nedenle uyarılarımıza rağmen herhangi bir şekilde geri adım atılmadığından dolayı bugün fiziken burada buna itiraz ettiğimizi de göstermek zorunda kaldık.

İzmir Büyükşehir Belediyesi ve diğer belediyeler şu anda hiçbir hizmetini durdurmuş değil. Ama ben İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin en üst yöneticisi olarak İzmir adına burada bu yanlışa “dur” demekle yükümlü hissediyorum kendimi. O nedenle ben geldim. Hiç kimseye “buraya gelin” demedim. Hiç kimseyi özel olarak çağırmadım. Tamamen herkes kendi duyarlılığıyla burada bulunma ihtiyacı duydu. İşte baro başkanımız, oda başkanlarımız, il yöneticilerimiz, ilçe yöneticilerimiz, ilçe belediye başkanlarımız, sendikalarımız sağ olsunlar; hepsi kendi iradeleriyle bizim yanımızda yer alıyorlar. Hepsine teşekkür ediyorum. Çünkü bu, İzmir’e dair her türlü hakka, hukuka sahip çıkma davranışıdır. İzmir’in geleneğidir bu. Biz hiçbir zaman yanlışın tarafında olmadık. Hiçbir zaman yanlışa hemen boyun eğip de dönüp arkamızı gitmedik.
Ama bu konu çok önemli, çok hassas. Bu bina zamanında un fabrikası olarak yapılmış. 1926 yılında dönemin Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ve dönemin Bakanlar Kurulu’nun imzasıyla kamulaştırılmış bir bina. 1940 yılında belediyeye verilmiş, 1940 yılından beri belediyenin mülkü olan bir yapı. 12 Eylül döneminde her şeye el konulduğu için belediyeye de el konulmuştu ve o zaman burası bir süre Devlet Güvenlik Mahkemesi olarak kullanıldı. Ama daha sonra Devlet Güvenlik Mahkemesi buradan çıktı ve arkasından 2007 yılında Vakıflar’ın şerhinin kaldırılması için İzmir Büyükşehir Belediyesi o günün parasıyla oldukça yüklü bir ödemeyi ayrıca Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne yaptı. Bütün bunların hepsi kayıtlarda var. Daha sonra yine oldukça büyük masraf edilerek bu binanın restorasyonu gerçekleştirildi ve o tarihten beri burası Meslek Fabrikası olarak kullanılıyor. Burada yüz binlerce insan meslek eğitimi aldı ve meslek sahibi oldu. Bu hizmet bugün de devam ediyor. Yukarıda şu anda kurslar var, dersler var; devam ediyor. Bizim ne bu binayı vermemiz ne de bu hizmetten vazgeçmemiz mümkün değil.

Burada “alelacele burayı boşaltın” şeklindeki isteği bir telaş olarak görüyoruz. Bu istekte bulunanları da tamamen İzmir’e zarar vermeyi amaç güden ve İzmir’in hakkına, hukukuna saygı göstermeyen insanlar olarak görüyoruz. Basına yapılan açıklamalara bakınca anlıyoruz ki bu işin arkasında bir siyasi irade var. Birileri siyasi olarak sahipleniyor bu konuyu ve bir telaş içindeler. Elimizden zorla burayı almaya çalışıyorlar. Ne için kullanacaklarına dair verdikleri bir karar yok. Bir gün yeşil alan diyorlar, bir gün başka şeylerden bahsediyorlar.
Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün hâlen İzmir’de ve çevrede kiraya vermeye çalıştığı yüzlerce binası var. Gerçekten bir ihtiyaç varsa bu binaları kiraya vermek yerine rahatlıkla bunları kullanabilirler. Burada yapılan, haksızlığa bir gerekçe bulma, kılıf uydurma çabasıdır. Bunu da görüyoruz. Ama bütün bunlara sessiz kalmamızı beklemesinler.
Özellikle İzmir’in milletvekili olmuş, İzmir’in hakkını, hukukunu savunmasını beklediğimiz insanların bugün bu binayı alıp da İzmir’den ve İzmir Büyükşehir Belediyesi’nden başka bir kuruma vermeye çalışmasını doğru bulmuyoruz. Ben bunu şöyle görürüm: Demek ki siz İzmir’in milletvekili değilsiniz; Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün ya da başka bir kurumun milletvekilisiniz.
Eğer bu bina boş olsaydı, kullanılmıyor olsaydı ya da mülkiyetine ilişkin tartışmalı bir durum bulunsaydı belki konuşabilirdik. Ama çok büyük bir yanlışın içerisindesiniz ve temsil ettiğiniz insanlara, temsil ettiğiniz şehre zarar veriyorsunuz. Bundan vazgeçin.
Biz normal hukuk kuralları içerisinde bu binanın mülkiyetinin yüzde yüz İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ait olduğuna ve Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne geçmemesi gerektiğine karar verileceğine inanıyoruz. Ancak süreç devam ederken alelacele burayı boşaltın diye tebligat göndermek ve gelip zorla tahliye etmeye çalışmak akıl alır bir iş değildir.

Türkiye’de pek çok noktada bu tür dayatmalara insanların boyun eğdiğini biliyoruz. Ancak ben kendimde böyle bir durumda sessiz kalma hakkı görmüyorum. İzmir’in seçtiği Büyükşehir Belediye Başkanı olarak buna tepkisiz kalamam. Meclis üyelerimiz de sessiz kalamaz. Bu durum elbette itiraz edeceğimiz bir durumdur. Bu nedenle bugün burada fiziken bulunma zorunluluğu hissettik.
Burayı zorla boşaltmaya kalktıkları zaman yine burada olacağız. Açıkça, siz değerli basın mensupları aracılığıyla iletmek istediğim mesaj şudur: Müsaade edin, hukuki süreç tamamlansın. Bu süreç içerisinde konuşmaya da hazırız. Ama bu yanlışı yapmayın. Bu yanlışı İzmir’e yapmayın, İzmir halkına yapmayın, İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne yapmayın. Biz bunu hak etmiyoruz.
Hizmetimizi bu binada da, sahip olduğumuz diğer tüm kurum ve binalarda da devam ettireceğiz. İnsanların aklını karıştıracak, anlamsız ve asılsız açıklamalardan vazgeçin. Burayı bu şekilde hukuksuzca zorla boşaltamayacaksınız. Buna izin vermeyeceğiz.
Buradayız.




