Mustafa Tübcel;
Foça’da sorun artık tek tek hizmet aksaklıkları değil. Sorun, giderek kronikleşen bir yönetilememe halidir.
Belediye Başkanı Saniye Bora Fıçı döneminde Foça’da vatandaşın gündemi; vizyon projeleri, yaşam kalitesini artıran yatırımlar ya da geleceğe dair umut veren adımlar değil. Gündem; çöp, kirlilik, yasaklar, satışlar ve iletişimsizlik.
Bir belediye başkanının “çevre atıklarını toplamıyorum, toplamayacağım” açıklamasının normalleştirilmeye çalışıldığı bir noktaya gelmişsek, ortada ciddi bir yönetim sorunu vardır. Vatandaş hukuki tanımlarla değil, yaşadığı sokakla ilgilenir. Sokak kirliyse, koku varsa, sinek varsa; gerekçeler değil, sonuçlar konuşulur. Foça’da da konuşulan budur.
Sahil düzenlemeleri ve masa–sandalye uygulamaları ise bu yönetim anlayışının başka bir yansımasıdır. Kararlar alınmış, uygulamalar yapılmış; ancak halk sonradan bilgilendirilmiştir. Ortaya çıkan tablo şudur: Foça’da yaşayanlar, kendi ilçelerinde misafir muamelesi görmektedir. Sosyal yaşamın kalbi olan alanlar, halkla çatışan uygulamaların deneme sahasına dönmüştür.
Asıl kırılma noktası ise belediyeye ait arsaların satışa çıkarılmasıdır. Foça gibi toprağı sınırlı, değeri her geçen gün artan bir ilçede kamu arazilerinin satışı “mali zorunluluk” bahanesiyle açıklanamaz. Bu, bugünkü bütçe açığını kapatmak için yarının Foça’sını ipotek altına almaktır. Belediyecilik, taşınmaz satarak günü kurtarma sanatı değildir.
Daha da düşündürücü olan, tüm bu kararların ardından gelen iletişim dilidir. Eleştiriler karşısında öz eleştiri yerine savunma, diyalog yerine mesafe, açıklık yerine üstten bir dil tercih edilmektedir. Oysa yerel yönetimler halktan kopuklaştıkça güçlenmez; yalnızlaşır.
Foça sahipsiz değildir; ama yönetilmediği hissi giderek yaygınlaşıyor. Yerel yönetim, bu eleştirileri bir saldırı olarak görmeye devam ederse, Foça’daki kopuş derinleşir. Çünkü sandık kadar güçlü bir başka gerçek daha vardır:
Gündelik hayat.