Mustafa Tübcel'in Yorumu;

İzmir, bugün krizlerle, tartışmalarla, skandallarla ve yönetim zafiyetleriyle anılır hale geldiyse, bunun adı tesadüf değildir. İzmir bu hale bir günde gelmedi; denetimsizlikle, suskunlukla ve yanlışlara göz yumulmasıyla geldi.

İzmir’de yaşananlar artık “kriz” başlığını aşmış, doğrudan bir yönetim zafiyetine dönüşmüştür. Belediye başkanlarının kişisel kaprisleri, keyfi kararları ve halktan kopuk tutumları hem CHP’yi hem de İzmir’i yıpratmaktadır. Bu tablo karşısında CHP Genel Merkezi’nin İzmir’e özel bir heyet göndermesi değil bir tercih, zorunluluktur.

Ortada açık bir gerçek var: Bazı belediye başkanları kendilerini denetimsiz, eleştirilemez ve hesap vermez bir konumda görmektedir. Satışlarla, tartışmalarla, skandallarla ve ulaşılamazlıkla anılan bir belediyecilik anlayışı ne sosyal demokrasiye ne de CHP geleneğine sığar. “Ben yaptım oldu” zihniyeti, bugün İzmir’deki krizin ana kaynağıdır.

İzmir, kişisel iktidar alanı değildir. Belediye başkanlığı, koltuk gücüyle değil, halk iradesiyle yürütülen bir görevdir. Genel Merkez’in bu süreçte geri adım atmaması, gerekirse yaptırım uygulaması ve sorumluluk almayan isimlerle yollarını ayırması artık kaçınılmaz hale gelmiştir.

Belediye başkanlarının kendilerini örgütün, partinin ve hatta halkın üzerinde görmeye başladığı bir noktada, kopuş kaçınılmaz oldu. Satışlar bitmedi, esnafla kavgalar arttı, çöpler konuşulur hale geldi, belediye başkanlarına ulaşılamaz oldu. Halkın derdi değil, koltuk hesapları öne çıktı. “Ben yaptım oldu” anlayışı kurumsallaştı.

Bugün CHP Genel Merkezi’nin İzmir’e özel bir heyet göndermesi, geç kalınmış ama zorunlu bir müdahaledir. Çünkü İzmir’de sorun artık kişiler arası anlaşmazlık değil, doğrudan bir yönetim anlayışı problemidir. Bu tabloyu yaratanlara “dur” denmediği sürece, ne krizler biter ne de kamuoyunun güveni geri gelir.

İzmir kimsenin kişisel deneme alanı değildir. Belediye başkanlığı; keyfiyetle, inatla ve halktan koparak yürütülecek bir makam hiç değildir. Bu yüzden gönderilen heyetin sadece rapor yazan değil, hesap soran, sınır çizen ve gerekirse bedel ödeten bir irade ortaya koyması şarttır.

İzmir’i bu hale getiren anlayışla yüzleşilmezse, yarın çok daha ağır bir faturayla karşılaşmak kaçınılmazdır.