Klinik Psikolog Berke Özkanoğlu Erden
Köşe Yazarı
Klinik Psikolog Berke Özkanoğlu Erden
 

DUYGUSAL TÜKENMİŞLİK

İlk olarak 1974 yılında literatüre geçen tükenmişlik sendromu, “…başarısızlık, yıpranma,enerji ve güç kaybı veya insanın iç kaynakları üzerinde karşılanamayan istekler sonucunda ortaya çıkan bir tükenme durumu” şeklinde tanımlanmıştır.             Tükenmişlik sendromu fiziksel, duygusal ve zihinsel bulgu ve belirtiler içerir. Fiziksel belirtileri; enerji kaybı, kronik yorgunluk, baş ağrısı, bulantı, uyku bozuklukları gibi yakınmaları içerebilir. Duygusal tükenmişlik bulguları; depresif duygulanım, kendini desteksiz ve güvensiz hissetme, çaresizlik, ümitsizlik, iç huzursuzluğu, negatif duygulanımda artma içerir. Zihinsel olarak ise; doyumsuzluk, kendine, işine ve genel olarak yaşama karşı olumsuz düşünce ve negatif tutumlar içerebilir.             Duygusal tükenme, tükenmişliğin içsel boyutudur. Herkes yaşamında zorlayıcı, stres yaratan yaşam olaylarıyla belirli dönemlerde karşılaşıyor ve baş etmeye çalışıyor. Kişi zorlayıcı yaşam olaylarıyla karşılaştığında genellikle duygusal kaynakları ve baş etme becerileri yetersiz kaldığı durumlarda kendisini duygusal olarak tükenmiş hissedebiliyor. Bazen üst üste gelen stres verici olaylar veya stres kapasitesinin aşıldığı durumlarda yaşanabilecek en ufak bir durum bile duygusal anlamda kötü hissetmeye neden oluyor.             Pandemi dönemi, her gün artan vaka sayıları, kısıtlamaların devamı, belirsizliğin yarattığı korku ve kaygılar, çalışma ve ev hayatındaki düzensizlikler, ekonomik kaygılar ve sağlık kaygılarının günden güne arttığı bu dönemde duygusal kaynaklarımız da tükeniyor.             Duygusal tükenmişlikle başa çıkabilmek için;             * İçinde bulunan durumun yaşanabileceğini ve bunun normal olduğunu kabul etmek. Bu dönemde farkındalık yani zor bir dönemden geçildiğini kabul etmek süreci daha iyi yönetmeye yardımcı olur.             * Tükenmişlik zamanla ortaya çıkan bir durum olduğu için; geçirdiğimiz bir yılın sonucu olarak duygusal yükün de zamanla kapasitesinin üzerine çıktığını söyleyebiliriz. Kişi bu zorlayıcı yaşam olaylarıyla boğuşurken, kendini görmemeye ve ihmal etmeye başlıyor. Bu yüzden; ara vermek, kendine zaman ayırmak, ihtiyaçlarına öncelik vermek, insanlarla etkileşime girmek, arkadaşlarla ve aileyle iletişim halinde olmak başa çıkmaya yardımcı olur. Bunlar küçük hamleler gibi görünse de büyük etkiler yaratır.             * “Her şeyi halledebilirim, kendim yapabilirim” gibi genelleştirilmiş, sizi zorlayan cümleler kurmaktan kaçının. Gerçekçi olan; her şeyi kendi başınıza halletmeniz değildir. Yardım almanız gerektiği noktada yardım isteyin, devredebileceklerinizi devredin, kısa sürede içinden çıkabileceğiniz, bitirebileceğiniz durumları belirleyin. Kısacası; kendinize de bir alan açın…             * Bahsettiğim en ufak stresin duygusal kaynaklarınızı tüketmemesi için; kontrol edemediğiniz, sizin elinizde olmayan durumları kontrol etmeye çalışmayın. Kendi kontrolünüzde olanlar için yalnızca çabalayın. Tükenmişlik, kendinizi güçsüz hissetmenize  yol açabileceği için bu yüzden yaşamınızın kontrolünü de kaybetmiş gibi hissedebilirsiniz. Bunun için öncelikli yapmak istediklerinizi ve ihtiyaçlarınızı değerlendirin. Her şeyin hemen olmasını istemek ve bu beklentide olmak yerine, durumlara/kendinize zaman tanımak kendinizde istediklerinizi yapabilecek enerjiyi bulmak için büyük önem taşır.             * İş, arkadaş ve aile yaşamınızdaki kişilerin sizden isteklerine onları kırmamak, yanlış anlaşılmamak, sizin hakkınızda olumsuz düşünceleri olmaması için isteklerini geri çevirememek yani “hayır” diyememek zamanla bunalmanıza ve tükenmenize sebep olur. Stresinizi yönetebilmeniz için sınır koyabilmek, hayır diyebilmek gerekir.             * Aktif iş hayatınız, varsa çocuğunuz çocuğunuzla ilgilenme, ev sorumlulukları, arkadaşlarına sevdiklerinize zaman ayırma ya da farklı sorumluluklar varken kendinize zaman ayırmak zor geliyor olabilir. Fakat bütün bunları sağlıklı bir şekilde gerçekleştimek için önce oksijen maskesini kendinize takmanız gerektiğini unutmayın…  
Ekleme Tarihi: 06 Nisan 2021 - Salı

DUYGUSAL TÜKENMİŞLİK

İlk olarak 1974 yılında literatüre geçen tükenmişlik sendromu, “…başarısızlık, yıpranma,enerji ve güç kaybı veya insanın iç kaynakları üzerinde karşılanamayan istekler sonucunda ortaya çıkan bir tükenme durumu” şeklinde tanımlanmıştır.

            Tükenmişlik sendromu fiziksel, duygusal ve zihinsel bulgu ve belirtiler içerir. Fiziksel belirtileri; enerji kaybı, kronik yorgunluk, baş ağrısı, bulantı, uyku bozuklukları gibi yakınmaları içerebilir. Duygusal tükenmişlik bulguları; depresif duygulanım, kendini desteksiz ve güvensiz hissetme, çaresizlik, ümitsizlik, iç huzursuzluğu, negatif duygulanımda artma içerir. Zihinsel olarak ise; doyumsuzluk, kendine, işine ve genel olarak yaşama karşı olumsuz düşünce ve negatif tutumlar içerebilir.

            Duygusal tükenme, tükenmişliğin içsel boyutudur. Herkes yaşamında zorlayıcı, stres yaratan yaşam olaylarıyla belirli dönemlerde karşılaşıyor ve baş etmeye çalışıyor. Kişi zorlayıcı yaşam olaylarıyla karşılaştığında genellikle duygusal kaynakları ve baş etme becerileri yetersiz kaldığı durumlarda kendisini duygusal olarak tükenmiş hissedebiliyor. Bazen üst üste gelen stres verici olaylar veya stres kapasitesinin aşıldığı durumlarda yaşanabilecek en ufak bir durum bile duygusal anlamda kötü hissetmeye neden oluyor.

            Pandemi dönemi, her gün artan vaka sayıları, kısıtlamaların devamı, belirsizliğin yarattığı korku ve kaygılar, çalışma ve ev hayatındaki düzensizlikler, ekonomik kaygılar ve sağlık kaygılarının günden güne arttığı bu dönemde duygusal kaynaklarımız da tükeniyor.

            Duygusal tükenmişlikle başa çıkabilmek için;

            * İçinde bulunan durumun yaşanabileceğini ve bunun normal olduğunu kabul etmek. Bu dönemde farkındalık yani zor bir dönemden geçildiğini kabul etmek süreci daha iyi yönetmeye yardımcı olur.

            * Tükenmişlik zamanla ortaya çıkan bir durum olduğu için; geçirdiğimiz bir yılın sonucu olarak duygusal yükün de zamanla kapasitesinin üzerine çıktığını söyleyebiliriz. Kişi bu zorlayıcı yaşam olaylarıyla boğuşurken, kendini görmemeye ve ihmal etmeye başlıyor. Bu yüzden; ara vermek, kendine zaman ayırmak, ihtiyaçlarına öncelik vermek, insanlarla etkileşime girmek, arkadaşlarla ve aileyle iletişim halinde olmak başa çıkmaya yardımcı olur. Bunlar küçük hamleler gibi görünse de büyük etkiler yaratır.

            * “Her şeyi halledebilirim, kendim yapabilirim” gibi genelleştirilmiş, sizi zorlayan cümleler kurmaktan kaçının. Gerçekçi olan; her şeyi kendi başınıza halletmeniz değildir. Yardım almanız gerektiği noktada yardım isteyin, devredebileceklerinizi devredin, kısa sürede içinden çıkabileceğiniz, bitirebileceğiniz durumları belirleyin. Kısacası; kendinize de bir alan açın…

            * Bahsettiğim en ufak stresin duygusal kaynaklarınızı tüketmemesi için; kontrol edemediğiniz, sizin elinizde olmayan durumları kontrol etmeye çalışmayın. Kendi kontrolünüzde olanlar için yalnızca çabalayın. Tükenmişlik, kendinizi güçsüz hissetmenize  yol açabileceği için bu yüzden yaşamınızın kontrolünü de kaybetmiş gibi hissedebilirsiniz. Bunun için öncelikli yapmak istediklerinizi ve ihtiyaçlarınızı değerlendirin. Her şeyin hemen olmasını istemek ve bu beklentide olmak yerine, durumlara/kendinize zaman tanımak kendinizde istediklerinizi yapabilecek enerjiyi bulmak için büyük önem taşır.

            * İş, arkadaş ve aile yaşamınızdaki kişilerin sizden isteklerine onları kırmamak, yanlış anlaşılmamak, sizin hakkınızda olumsuz düşünceleri olmaması için isteklerini geri çevirememek yani “hayır” diyememek zamanla bunalmanıza ve tükenmenize sebep olur. Stresinizi yönetebilmeniz için sınır koyabilmek, hayır diyebilmek gerekir.

            * Aktif iş hayatınız, varsa çocuğunuz çocuğunuzla ilgilenme, ev sorumlulukları, arkadaşlarına sevdiklerinize zaman ayırma ya da farklı sorumluluklar varken kendinize zaman ayırmak zor geliyor olabilir. Fakat bütün bunları sağlıklı bir şekilde gerçekleştimek için önce oksijen maskesini kendinize takmanız gerektiğini unutmayın…

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve izmirtime35.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.