canlııı
Ahmet Orhan
Köşe Yazarı
Ahmet Orhan
 

TÜRKİYE’NİN DÖVİZLE İMTİHANI

Dövizde yaşanan yukarı yönlü gelişmeler, küreselleşen dünya ticareti nedeniyle yirmi yıldır görmediğimiz oranlarda hayatı pahalılaştırmakta, her türlü malın fiyatı yükselmektedir. Merkez Bankası merakla beklenen faiz kararını açıkladı. TCMB politika faizini 100 baz puan indirerek yüzde 15'e düşürdü.  Aman Allah’ım senmisin faizi indiren! Finans piyasalarında fırtınalar koptu, yer yerinden oynadı. Sen nasıl faizleri 1 puan indirirsin deyip para babaları görünürde büyük bir öfke ile esasta daha çok kar sevinciyle koşa koşa Amerikan dolarının peşine düştü.   Doların yükseldiğinin sağır sultana davulla zurnayla duyurulması sonrası küçük tasarruf sahipleri de bundan geri kalırmı. Onlar da döviz bürolarının önünde uzun kuyruklar oluşturdu. Bundan bir ay önce 9 lira olan dolar ihracat kökenli rekor döviz girişine rağmen yüzde 24’lük artışla 11,5 lira seviyesine kadar çıkmıştır. Yıllık enflasyonun yüzde 20 olduğu bir ortamda dolardaki aylık %24lük bir artışı normal olarak değerlendirmek mümkün değildir. Türkiye’nin bir türlü bitmeyen “dolarla imtihanı”na daha yakından baktığımızda bizimkisi adeta mutlulukla bitmeyen bir aşk hikayesi gibidir. Millet olarak yabancılara kendimizden daha çok değer verdiğimiz gibi özellikle de elin Amerikalısının dolarına sadakatla bağlıyızdır. Cemaat liderleri, tarikat şeyhleri bile nedendir bilinmez müritlerinden hep dolar ve sterlin ile tasarruf yapmalarını ister. Yetmezmiş gibi kimi zaman da bağlılarına malını mülkünü satarak dövize yatırmalarını tavsiye etmişlerdir. Finans piyasalarında en çok oynamayı gariptir ama Fethullah Gülen bağlısı nurcular sevmiştir. Türkiye’yi son yirmi yıldır muhafazakar mütedeyyin bir kadro tarafından yönetilmesine rağmen dindarların döviz tutkusu hiç değişmemiştir. 90’lı yıllardan bu yana finans piyasalarında yaşanan kırılmalara baktığımızda 2 önemli dönem dikkatimizi çeker. Bunlar sırasıyla; Tansu Çiller’i 5 Nisan 1994 kararlarını almaya yönelten gelişmeler, Bülent Ecevit’in Anayasa Fırlatma veya Kara Çarşamba krizi olarak bilinmektedir. Her iki dönem de seçimlerle son bulmuştur. Her iki seçimde de hükümetler değişmiştir. Değişim hükümetlerle sınırlı kalmamış, Tansu Çiller ve rahmetli Bülent Ecevit’in yanı sıra hükümetleri oluşturan başrol oyuncularının çoğunluğunun zaman içinde siyaseti bırakmalarına neden olmuştur. Yaşananlar ışığında günümüz gelişmelerini ele alacak olursak, birçok siyasi yorumcunun yaşanan olayların altında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yüksek faize açtığı savaşın olduğuna inandığını görürüz. Erdoğan iktisatçıların genelinin aksine enflasyon-faiz ilişkisinde “faiz sebep, enflasyon netice” diyenlerdendir. Sayın Erdoğan bu görüşüne o kadar şiddetle bağlıdır ki en makul hesaplamalarda bile enflasyon %20 olmasına rağmen Merkez Bankasının faizleri  %15’e kadar indirerek enflasyon altında bir seviyeye getirmesini sağlamıştır. En katı ilahiyatçılar bile faizin enflasyon seviyesinde olmasının haram olmayacağı yönünde fetva verirken mütedeyyin Erdoğan’ın bu yönde kararlar alması, üzerinde düşünülmesi gereken dikkat çekici bir husustur. Merkez Bankası tarafından enflasyon altında belirlenen politika faizi ve yüksek kurla dış ticaretimizde cari açığın azaltılması hatta fazla vermesi amaçlanmakta olduğu anlaşılmaktadır. Dövizde yaşanan yakarı yönlü gelişmeler, küreselleşen dünya ticareti nedeniyle yirmi yıldır görmediğimiz oranlarda hayatı pahalılaştırmakta, her türlü malın fiyatı yükselmektedir. Dış ticaret bağlamında rekor artışların yanında büyümede de olumlu rakamlar telaffuz edilebilmekte olmasına rağmen yaşananlar, toplumumuzun dar gelirli ve alt gelir gruplarına hayat pahalılığı olarak dönmektedir. —Gelinen nokta itibariyle çiftçiler %150 seviyelerine kadar yükselerek aşırı artan girdiler nedeniyle üretemez durumdadır. —Üretimde görülen eksiklikten birçok gıda ürünü ithalatında yükselen döviz kuru ve dünyada baş gösteren enflasyon kaynaklı yüksek maliyetlere şahit olunmaktadır. —2021 yılbaşında uygulamaya geçmiş olan net 2825 liralık asgari ücret son derece yetersiz kalmış, çalışanlarımızın yarısını açlık sınırı altında yaşamaya mecbur etmiş durumdadır. —Emeklilerin ekseriyetinin durumu daha da kötüdür. Bu şartlar altında asgari ücretin yarısı oranında maaş alan emeklilerimizin hayatlarını idame ettirebilmeleri gerçek bir mucizedir. —Geriye kalan küçük esnaf, memur ve işçilerin durumu da hiç de iç açıcı olmadığı herkesin malumudur. Döviz ve yüksek enflasyon sayesinde servetlerine servet katan mutlu küçük azınlık dışında 84 milyon son derece zor durumdadır. Yapılması gerekenlere gelince; —Mutlaka piyasaların kontrol altına alınarak öngörülebilir, etiketlerin günübirlik değişmediği istikrarlı ortamların temin edilmesinde hayati zorunluluk vardır. —Halkın alım gücü arttırılmalı ve fahiş fiyat artışları durdurulmalıdır. —Çiftçiler başta olmak üzere üreticiler sonuç getirici bir biçimde desteklenerek üretimin devam etmesi sağlanmalıdır. Hayat pahalılığı yangını durdurulamaz ve halkın mağduriyeti giderilemezse isteniz de istemeseniz de seçim çare olarak görülür ve kaçınılmaz olur. Bu şartlar altında yapılacak seçimler de ise geçmişte yaşananlar bize yönetim değişikliklerini işaret etmektedir.
Ekleme Tarihi: 22 Kasım 2021 - Pazartesi

TÜRKİYE’NİN DÖVİZLE İMTİHANI

Dövizde yaşanan yukarı yönlü gelişmeler, küreselleşen dünya ticareti nedeniyle yirmi yıldır görmediğimiz oranlarda hayatı pahalılaştırmakta, her türlü malın fiyatı yükselmektedir.

Merkez Bankası merakla beklenen faiz kararını açıkladı. TCMB politika faizini 100 baz puan indirerek yüzde 15'e düşürdü. 

Aman Allah’ım senmisin faizi indiren!

Finans piyasalarında fırtınalar koptu, yer yerinden oynadı.

Sen nasıl faizleri 1 puan indirirsin deyip para babaları görünürde büyük bir öfke ile esasta daha çok kar sevinciyle koşa koşa Amerikan dolarının peşine düştü.

 

Doların yükseldiğinin sağır sultana davulla zurnayla duyurulması sonrası küçük tasarruf sahipleri de bundan geri kalırmı.

Onlar da döviz bürolarının önünde uzun kuyruklar oluşturdu.

Bundan bir ay önce 9 lira olan dolar ihracat kökenli rekor döviz girişine rağmen yüzde 24’lük artışla 11,5 lira seviyesine kadar çıkmıştır.

Yıllık enflasyonun yüzde 20 olduğu bir ortamda dolardaki aylık %24lük bir artışı normal olarak değerlendirmek mümkün değildir.

Türkiye’nin bir türlü bitmeyen “dolarla imtihanı”na daha yakından baktığımızda bizimkisi adeta mutlulukla bitmeyen bir aşk hikayesi gibidir.

Millet olarak yabancılara kendimizden daha çok değer verdiğimiz gibi özellikle de elin Amerikalısının dolarına sadakatla bağlıyızdır.

Cemaat liderleri, tarikat şeyhleri bile nedendir bilinmez müritlerinden hep dolar ve sterlin ile tasarruf yapmalarını ister.

Yetmezmiş gibi kimi zaman da bağlılarına malını mülkünü satarak dövize yatırmalarını tavsiye etmişlerdir.

Finans piyasalarında en çok oynamayı gariptir ama Fethullah Gülen bağlısı nurcular sevmiştir.

Türkiye’yi son yirmi yıldır muhafazakar mütedeyyin bir kadro tarafından yönetilmesine rağmen dindarların döviz tutkusu hiç değişmemiştir.

90’lı yıllardan bu yana finans piyasalarında yaşanan kırılmalara baktığımızda 2 önemli dönem dikkatimizi çeker.

Bunlar sırasıyla;

Tansu Çiller’i 5 Nisan 1994 kararlarını almaya yönelten gelişmeler,

Bülent Ecevit’in Anayasa Fırlatma veya Kara Çarşamba krizi olarak bilinmektedir.

Her iki dönem de seçimlerle son bulmuştur.

Her iki seçimde de hükümetler değişmiştir.

Değişim hükümetlerle sınırlı kalmamış, Tansu Çiller ve rahmetli Bülent Ecevit’in yanı sıra hükümetleri oluşturan başrol oyuncularının çoğunluğunun zaman içinde siyaseti bırakmalarına neden olmuştur.

Yaşananlar ışığında günümüz gelişmelerini ele alacak olursak, birçok siyasi yorumcunun yaşanan olayların altında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yüksek faize açtığı savaşın olduğuna inandığını görürüz.

Erdoğan iktisatçıların genelinin aksine enflasyon-faiz ilişkisinde “faiz sebep, enflasyon netice” diyenlerdendir.

Sayın Erdoğan bu görüşüne o kadar şiddetle bağlıdır ki en makul hesaplamalarda bile enflasyon %20 olmasına rağmen Merkez Bankasının faizleri  %15’e kadar indirerek enflasyon altında bir seviyeye getirmesini sağlamıştır.

En katı ilahiyatçılar bile faizin enflasyon seviyesinde olmasının haram olmayacağı yönünde fetva verirken mütedeyyin Erdoğan’ın bu yönde kararlar alması, üzerinde düşünülmesi gereken dikkat çekici bir husustur.

Merkez Bankası tarafından enflasyon altında belirlenen politika faizi ve yüksek kurla dış ticaretimizde cari açığın azaltılması hatta fazla vermesi amaçlanmakta olduğu anlaşılmaktadır.

Dövizde yaşanan yakarı yönlü gelişmeler, küreselleşen dünya ticareti nedeniyle yirmi yıldır görmediğimiz oranlarda hayatı pahalılaştırmakta, her türlü malın fiyatı yükselmektedir.

Dış ticaret bağlamında rekor artışların yanında büyümede de olumlu rakamlar telaffuz edilebilmekte olmasına rağmen yaşananlar, toplumumuzun dar gelirli ve alt gelir gruplarına hayat pahalılığı olarak dönmektedir.

—Gelinen nokta itibariyle çiftçiler %150 seviyelerine kadar yükselerek aşırı artan girdiler nedeniyle üretemez durumdadır.

—Üretimde görülen eksiklikten birçok gıda ürünü ithalatında yükselen döviz kuru ve dünyada baş gösteren enflasyon kaynaklı yüksek maliyetlere şahit olunmaktadır.

—2021 yılbaşında uygulamaya geçmiş olan net 2825 liralık asgari ücret son derece yetersiz kalmış, çalışanlarımızın yarısını açlık sınırı altında yaşamaya mecbur etmiş durumdadır.

—Emeklilerin ekseriyetinin durumu daha da kötüdür.

Bu şartlar altında asgari ücretin yarısı oranında maaş alan emeklilerimizin hayatlarını idame ettirebilmeleri gerçek bir mucizedir.

—Geriye kalan küçük esnaf, memur ve işçilerin durumu da hiç de iç açıcı olmadığı herkesin malumudur.

Döviz ve yüksek enflasyon sayesinde servetlerine servet katan mutlu küçük azınlık dışında 84 milyon son derece zor durumdadır.

Yapılması gerekenlere gelince;

—Mutlaka piyasaların kontrol altına alınarak öngörülebilir, etiketlerin günübirlik değişmediği istikrarlı ortamların temin edilmesinde hayati zorunluluk vardır.

—Halkın alım gücü arttırılmalı ve fahiş fiyat artışları durdurulmalıdır.

—Çiftçiler başta olmak üzere üreticiler sonuç getirici bir biçimde desteklenerek üretimin devam etmesi sağlanmalıdır.

Hayat pahalılığı yangını durdurulamaz ve halkın mağduriyeti giderilemezse isteniz de istemeseniz de seçim çare olarak görülür ve kaçınılmaz olur.

Bu şartlar altında yapılacak seçimler de ise geçmişte yaşananlar bize yönetim değişikliklerini işaret etmektedir.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve izmirtime35.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.